haftalık günlük niyetine bunları yazacağım. (çünkü ufak ufak bir sürü kırıntıyı zihninizde taşımamal
haftalık günlük niyetine bunları yazacağım. (çünkü ufak ufak bir sürü kırıntıyı zihninizde taşımamalısınız. kırıntılar ufacık şeyler olsalar bile, eğer silkelemezseniz, masanın üzerinde yeterince keyfinizi kaçıracak bir toplamda bulunabilirler. kırıntıların birliği. yahut gestalt.)arecibo radyoteleskopu yıkıldı (bu cümleyi ne çok tekrar ettim). henüz yas tutmanın kaçıncı evresindeydim bilmiyorum ama, bu haleti ruhiye ile ‘contact’ı tekrar izledim. hatırlarsınız, filmin başında bir yerlerde bu muhteşem radyoteleskopu görmek mümkündü. filmin sonlarına doğru, jodie foster, olağanüstü semavi bir olaya bir biliminsanı olarak şahitlik ederken.. gördüklerini anlatacak kelimeleri bulamayacağını farkediyor ve şöyle mırıldanıyor:“bir şair göndermeliydiler.”filmi durdurup bu cümlenin peşine düşüyorum -çünkü çok tanıdık geliyor. (filmi daha önce defalarca izlediğinden de olabilir?)böylece, şunları öğreniyorum,norman mailer, 1969′da ay’a ulaşılması hakındaki bir televizyon panelinde konuşma sırasını bekliyor. önceki konuşmacılar bu başarıyı mümkün kılan tüm bilimsel ve teknolojik ilerlemeleri sıralarken o kravatını gevşetiyor, bu işi anlatırken tüm şiirselliği öldürüyorsunuz diyor. bu yaşadığımızın karşısında ay taşlarından bahsetmek teknolojik bir egoizm, bir astronot yerine bir şair göndermeliydiniz! bip seslerinden ve roket yakıtınızın özelliklerinden, matematiksel hesaplamalarınızdan sıkıldım- (bu sırada televizyon başında ben yumruğumu sıkıyor, gözyaşı döküyor ve nihayet! nihayet! diye mırıldanıyorum.)*sonra.. başka bir şey daha öğreniyorum.gerçi bunu çok zaman önce öğrenmiştim, ama o zamandan beri bahsetmek için yeterince şiirsel bir an yakalayamadığım için şimdi burada harcayacağım- evren (ve uzay)’ın akılalmaz büyüklüğünde, eğer şehir ışıklarından kaçabilmişseniz- nereye bakarsanız bu bakış hattında trilyonlarca yıldıza, gezegenlere, galaksilere denk geliyor olacaksınız… ama uzayın bazı bölgeleri var ki, nedense, ortalamanın altında sayıda galaksi ihtiva ediyorlar: bu bölgelerden biri “çoban boşluğu”, ya da ingilizce adlandırmasıyla: “great nothing”.great nothing.. great nothing.. büyük hiçlik? bu ifadenin doğru ve tam çevirisi nasıl olmalı emin olamıyorum.ama norman mailer ve ben konu hakkında bir makale yazıyoruz. bilim dünyası bundan sonra great nothing’den bahsederken sonuna mutlaka bir ünlem işareti koymalı diyoruz, great nothing! büyük hiçliğin şiirsel kapasitesi ancak böyle ifade edilirse idrak edilebilir! , makalemiz büyük ses getiriyor, geriye dönük tüm yayınlarda bile great nothing’in ismi great nothing! ile değiştiriliyor. (ve reddedeceğimiz ödülleri beklemeye başlıyoruz.)*hah… “bir şair göndermeliydier” cümlesi hakkında okurken şu pek güzel kerouac alıntısına rastladım, bunu da iliştirmeliyim:“don’t use the phone. people are never ready to answer it. use poetry.”yani diyor ki… (haha, bunu yaptığımda benden nefret ediyor musunuz.. yani, “yani diyor ki”- dediğimde) insanlara telefon etmeyin. şu aklınızdan geçenleri söylemek için insanlara telefon etmeyin… telefonu cevaplamak için hiçbir zaman hazır olamazlar. şiiri kullanın. insanlar şiirleri istedikleri zaman okurlar (ama mutlaka okurlar).*bir de yine yıkılan arecibo haleti ruhiyesi ile “first man”i izledim. ryan gosling, ifadesiz bir neil armstrong olarak ay’a iniyor… iniş sahnesinde modülün içerisinde o zamana kadar karşılaşmadıkları iki hata alarmı duyuyorlar, ne anlama geldiğini soruyorlar, biraz sessizlikten sonra sorun olmadığı, göreve devam etmeleri gerektiği bilgisini alıyorlar. filmde ne anlama geldiğini öğrenemediğimiz bu hata kodlarının gerçekteki açıklaması şöyleymiş “too much data”.iniş sırasında, sensörlerden gelen bilginin tümünü işleyemiyorum, şu an ne olup bittiğini size anlatabilecek durumda değilim- diyor bilgisayar,(“too much data” diyorum, norman, bu anlatımı gündelik hayatta insanların düştüğü hali anlatmak için makalemizde kullanmalıydık.)*hali hazırda böyle filmleri izlemeye başlamışken neden daha uyduruk bir kaç bilimkurgu izlemeyeyim diyerek total recall’u da izledim. film, onu hafife almamı, karakterlerinden birine söylettiği şu cümle ile cezalandırdı: “geçmiş, zihnin bir yaratısıdır.”filmi durduruyor, norman’a şöyle diyorum, bu bir of montreal şarkısı, ismi de tam olarak şöyle: past is a grotesque animal- geçmiş grotesk bir hayvandır. (bu hayvan geceleri siz uykuya dalmadan hemen önce yatakodanıza gelir, orada yaşar, siz geçmişi düşünüp uykuya dalamadıkça hayatta kalır, yaşam enerjisini bu ‘bir türlü uykuya dalamamak’lardan alır.*peki. bu dağınıklığı şunlarla toprlayacağım. bugün başka bir filmde, bir karakter şöyle dedi: insanın kendini unutması bir sanattır.james joyce, ulysess kitabı hakkında şöyle demiş: eğer dublin ansızın dünya üzerinden silinecek olsa, sırf kitabıma dayanarak yeniden inşa edilebilir.joyce’un hem kıskançlık hem hayranlık uyandıran, yine de biraz sinir bozan bir küstahlığı var, (o yüzden görüyor ve artırıyorum:bu iki düşünce art arda düşünülmeliydiler: insanın kendini unutması bir sanattır. ve yüzünün bilgisi dünya üzerinden ansızın silinecek olsa, onu hiç görmemiş olanlar sadece düşünceme dayanarak onu düşleyebililer.)* -- source link
Tumblr Blog : vazgectimwagnerden.tumblr.com